Doğu Ekspresi Yorgunluğu!

Her ne kadar çocukluğumda 27 saatlik memleket seyahatlerinden alışkın olsam da  45 dakikayı geçen bütün yolcuklardan oldum olası nefret eden bir insanım. Yani bu 45 dakikalık tahammül süremi uçak dahi çoğu zaman geçiyor. Seyahat benim için büyük bir çile. Hele ki otobüs. Bu konuda oldukça çektiğimi söylersem yanlış olmaz. Hatta Yılmaz Erdoğan’ın “Sevebilme İhtimali” şiirinin ilk mısrasını yüksek müsaadeleriniz ile kendime atfetmek istiyorum.

“Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan”

Montumu cama dayayıp yastık haline getirdikten sonra  kulaklıklarımı takıp bir Ahmet Kaya resitali eşliğinde hayat muhasebemi yapma ve geleceğimle alakalı hayaller kurma gibi bir ritüelim olmasa inanın çantamı sırtıma alıp yürümek bana cazip gelecek. Zaten cam kenarında oturmuyorsanız geçmiş olsun. Boş boş koridoru izleyip varoluş bunalımına girebilirsiniz. Özellikle 2015’ten bu yana üniversiteyi okuduğum şehir ve yaşadığım şehir arasında mekik dokuyorum. Ama artık bu konuda rahatım diye ümit ediyorum.

İtiraf etmek gerekirse büyük bir yorgunluğu var üzerimde. Değişik bir duygu! Bir kere bindikten sonra tövbe ettiğim şu bitmek ve gitmek bilmeyen tren yolculuğunun yorgunluğu gibi. Şu meşhur Doğu Ekspresi seyahatinin ardından gelen yorgunluk hissi gibi.