Karaköy Vapuru

Deniz, Güneş, Rüzgar ve Gökyüzü…

Şuan sadece bulunduğum ortamdaki unsurları değil, şarkıların, şiirlerin vazgeçilmez bazı materyallerini ve aynı zamanda da sanatın en büyük ilham kaynaklarını sayıyorum size. Sanırım ilhamının mayası Allah’ın bize sunduğu bu doğada, hamuru ise insanoğlunun içinde yatıyor.


Bu arada bu yazıda benim doğayı ve insanı farklı iki kavram olarak ifade ettiğime bakmayın. Bende sizler gibi bu doğanın içinde aslında “hiçbir şey” olduğumu çok iyi biliyorum. Gece olunca aya ve yıldızlara bakmama veyahut gezegenin hatta galaksinin içindeki varlığımı kıyaslamama gerek dahi yok 😀 Çünkü o zaman hiçbir şey dahi olamıyoruz😊 Acı gerçekle yüzleşiyoruz. Bunca farklılığın hiçbir öneminin kalmaması ne kadar kötü değil mi? Lakin bizim aciz bedenimiz olmazsa bu denizin güneşin, rüzgarın gökyüzünün de hiçbir anlamı kalmıyor.

Doğadaki tüm enstrümanların tevsiri farklı olduğu gibi tesiri de çok farklı oluyor insanlar için. Bazen bir tanesi ile yetinemediğimiz gibi tüm bunları ihtiva eden bir kelime kullandığımız da oluyor. Mavi diyebiliyoruz mesela. Mavi hem deniz oluyor hemde gökyüzü. “Maviliklere dalıyorum” diye okuduğunuzda sayısız anlamı oluyor. Kimi zaman özlemi hissettiriyor, kimi zaman gelecek kaygısını, kimi zaman da hüzünlerimizi. Bu farklı hislerin doğanın unsurları ile alakası olduğunu düşünmüyorum. Yaşantımızın ve kültürümüzün hamurumuza tesiri ile alakalı.

Mesela kuşlar herkes için  özgürlüğü ifade etmiyor olsa gerek.
Veya yağmur…
İstanbul’da körkütük bir aşık için romantizm olurken, Çukurova’da rızkını ektiği mahsülden çıkaran bir çiftçi için bereket oluyor.

Rüzgar küçük tekne sahibi bir balıkçıyı hüzünlendirir iken, yel değirmeninde buğday öğüten biri köylünün yüzünü güldürüyor.

Ya ay ve yıldızlar? Dedelerimizin hayat muhasebesi için manzara olamaz mı ? Aya bakınca ömründen bir günün daha gittiğini düşünmüyor mudur? Her bir yıldız onun gençliğinden bir anı olmuyor mudur? Ya da yarınların hayali ile yaşayan bir genç aya bakınca ertesi sabah doğacak güneşi ve yapacaklarını düşünmüyor mudur?

Sanırım Karaköy Vapurunda da durum aynı😊 Ben maviliklere dalıp bunları düşünürken yan tarafımda denize baka baka iç çekip sakallarını kaşıyan yaşlı amcada başka şeyler düşünüyor. Metal tütün tabakası sürekli elinde döndürüp durmasından sigara içmek istediği nasılda belli oluyor. Ah bir yasak olmasa! (Bu arada amcanın bıyıklarının kenarlarının sararması da pek hayra alamet değil. Az iç dayı az :/ )

Neyse inme vaktim geldi. Hepimizin aynı denize bakıp farklı düşünmesi ve sonucunda hep mutlu olması dileği ile.